Jung
Bir evin içinde yürümek ve her odada farklı bir saatin zamanı göstermesi, uyanık hayatında kontrol etmeye, düzenlemeye ya da her şeyi bir düzene sokmaya fazlaca ağırlık verilmiş bir dönemi dengeliyor olabilir. Bilinçli gündelik hayat, tek bir zaman dilimine, tek bir plana bağlı kalmaya çalışırken, rüya her şeyin aynı anda olabileceğini, zamanın tek bir çizgi olmadığını gösteriyor sanki.
Saatler: Zamanı yakalamaya, kaybetmeye, ertelemeye veya geçmişle gelecek arasında sıkışmaya dair arkaik korkular ve arzuların simgesi. Masallarda ya da mitlerde saatler ya hep durur, ya da bir dönüşümün, beklenmedik bir olayın işaretini taşır; mesela Külkedisi'nin balodan kaçma zamanı geldiğinde saatler on ikiyi vurur ve her şey değişir. Senin rüyanda ise her oda başka bir zamanı taşıyor: Kendi içinde barındırdığın farklı yaşları, halleri, arzuları mı? Ya da geçmişin, bugünün ve geleceğin aynı evde, aynı anda seninle olması mı?
Ev: Kişinin iç dünyası, benliği, belki de kendisine ait olduğunu yeni yeni kabul etmeye başladığı yönleri. Hiç görmediğin ama “benim” dediğin bir ev; üzerinde hiç durmadığın, belki bastırdığın, yine de sana ait olan duygular, düşünceler, geçmişten kalan hayalet odalar… Burada dolaşmak, bilinçaltının koridorlarında kendiyle karşılaşmaya hazırlanmak gibi.
Ve son oda. Orada biri seni bekliyor, ama yüzü yok. İşte bu, rüyanın en rahatsız edici, en cevapsız sorusu: Bu bekleyen kim? Tanımadığın, yüzsüz bir figür genellikle kendi gölge yanlarımızı, henüz adını koymadığımız ihtiyaç ya da korkularımızı temsil eder. Yüzsüz olduğu için ona kimlik atayamaz, onu yargılayamaz ya da reddedemezsin; o sadece oradadır ve seni bekler. Rüyada seni rahatsız eden o “bekleyen”in hangi niteliği sende eksik ya da görmezden geliniyor olabilir? Belki de sabır, belki kendiyle yüzleşme cesareti, belki geçmişten bir parçayı kabul etme yetisi.
Rüyanın kişisel katmanında bu ev, belki de bugüne kadar hiç adım atmadığın, kendi içindeki bir alan; kolektif katmanda ise zamanın doğrusal olmayışını, insanın kendini hep bir yere yetişmek zorunda hissetmesini anlatıyor olabilir. Her odada bir başka saatin tik takları arasında, insan bazen kendi zamanını bulmakta zorlanır.
O son odadaki yüzsüz bekleyen, sana hangi yarım kalan cümleyi fısıldamaya çalışıyor olabilir?
